Günlerden cumartesi, saatler gece yarısını gösteriyor. TRT ekranında yayınlanan bir program, belgesel tadında bir yayın. Sanki özellikle geç bir saat seçilmiş gibi, insan ömrünün de çok çabuk geçtiğini gösterircesine ekranlardan yansıyor. Programın adı “Ömür Dediğin” akıcı ve çok güzel bir yayın. Bu programda, ömürlerinin büyük bir kısmını geride bırakan insanların öyküleri anlatılıyor. Kaçıranlar için Pazar sabahı tekrarı veriliyor. Genelde asırlık ömürleri çalışmakla geçmiş bu insanların hiç biri yan gelip yatmamış, hepsi tarlada, bağda, bahçede çalışmış, çoğunun da yürek burkan hikâyeleri anlatılıyor burada. Geçen yıllarda yaşadıkları mutlulukları ve hüzünleri anlatırken, bizi kimi zaman ağlatıp kimi zaman güldüren masal tadında bir program. Her biri birer canlı tarih olan bu insanlarımızın hayat hikâyelerini kendi ağızlarından ve değişik şivelerle dinlemek muhteşem. Yaşlı insanların, evlerinin bahçesinde veya sıcacık evlerinde oturup, kameraya bakarak kuzum, yavrum diye söze başlamaları ve her iki kelimenin arasında şükür yavrum bu halimize diyerek devam etmeleri, o güzelim hayat hikâyelerini anlatmaya başlamaları, muhteşem bir sunumla evlerimize konuk olan sessiz sakin bir program. Programı izleyenler umarım hatırlarlar bazı konuşmaları. Her konuşmalarında geçmiş yıllardan bahsederken, yaşadıkları zorlukları tatlı tebessümlerle anlatmaları, yaşadıkları onca zorluğa rağmen bugünkü hallerine şükretmeleri, o yaşlı ve tatlı insanların yüzündeki masumluk ve halâ yıkılmadan ayakta dimdik duruşları çok dersler veriyor biz seyircilere. Bu güzel programı kaçıranların bir kez olsun izlemelerini isterim. Bu program geçmiş ile günümüz arasında adeta bir köprü niteliğinde….. Program kendi adını taşıyan, Emel Taşçıoğlu’ nun o buğulu sesiyle söylediği ömür dediğin türküsü ile başlıyor. Yayın bitinceye kadar bu türkünün jenerik müziği aralarda veriliyor, seyrederken yüreğimizi derinden yaralayan kareler çarpıyor gözümüze. İşte o zaman anlıyoruz ki bir ömür yarım saate sığacak kadar çabucak geçiyor. Evet, ömür bu kadar kısa. Bir insan ömrünü neye vermeli, Tükenip gidiyor ömür dediğin. Yolda kalan da bir, yürüyen de bir, Harcanıp gidiyor ömür dediğin. Genellikle kırsal bölgelerdeki hayatları ele alıyorlar. İzlerken hep merak etmişimdir, neden büyük kentlerdeki hayat hikâyelerini göstermiyorlar diye. Belki de daha rahat ve varlıklı bir yaşam sürdükleri içindir. İnanın bu kadar lezzetli bir sunum olmazdı, benim kendi fikrim bu. Bu kadar sorunsuz yaşadıkları halde, yaşlandıklarında çok mutsuz oluyorlar, çocukları tarafından huzurevlerine bırakılıyorlar. Oysa kırsal bölgelerde durum daha farklı, çocuklar evlenip evden ayrılsalar bile anne ve babalarını yalnız bırakmıyorlar. Yalnız yaşayan yaşlı insanlar da komşular ve o bölgenin halkı tarafından her gün ziyaret ediliyorlar, son nefeslerine kadar yalnız bırakılmıyorlar. Ne mutlu o insanlara. Hepimiz her yeni yılın ömrümüze bir yıl daha eklediğini, uzadığını sanıyoruz, oysaki ömrümüzden bir yıl daha kısalıyor, eksiliyor. Can Yücel ne güzel söylemiş; Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti, yarın meçhuldür... O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür…… Başta TRT Genel Müdürüne, program yapımcısına, bu güzel programı bizlere sunan TRT ekibine teşekkürler…… narintenekeci@hotmail.com