Sonbahar geldi. Yine hüzün sarmış her yanı, yine yalnızlık kokuyor sokaklar. Sonbahar kapıyı çaldı ve o muhteşem yaz eşyalarını toplayıp, kiralık evinden çıkıp gitmeye hazırlanıyor. Sonbahar ise bütün kasvetiyle yerleşiyor boşalan eve. Evet, yine geldi sonbahar. Etrafa pervasızca savrulan kuru yapraklar hazanın kapıya dayandığının habercisidir artık. Sararmış ve kurumuş yapraklara basarken çıkan hışırtının sesi yalnızlığın sesiymiş gibi gelir kulaklara. Sonbahar denince aklıma sadece hüzün geliyor benim. Havanın etkisinden midir, kasvetinden midir bilmiyorum ama bana yorgunluk, yalnızlık ve mutsuzluk veriyor. Nedense bu mevsimden hiç hazzetmem, çünkü adı üstünde mevsim sonbahardır, adı hazandır ve o duygu hep bir burukluk verir içime. Ağaçların sessiz feryadını duymaz yapraklar, terk ederler ağaçların dallarını, göçmen kuşlar gidiş hazırlıklarını çoktan yapmışlardır. Rüzgâr bile o tatlı esintisini unutmuş, bir şeylere sinirlenircesine kükreyerek esiyor. Evet, işte budur hazan, işte budur sonbahar. Doğanın suskunluğu, yeşilin sarıya dönüştüğü, günlerin kısalıp gecelerin uzaması, herkesi farklı duygulara sürüklüyor. Kuş sesleri yok, sokaklar bomboş, bütün kapılar kapalı, bütün perdeler örtük. Mevsim artık sonbahar, mevsim artık hüzün kokuyor, mevsim artık kocaman yalnızlık kokuyor. Şarkılar bile insanı teselli etmiyor. O hüzünlü şarkıda söylendiği gibi, “Böyle mi esecekti, son günümde bu rüzgâr. Bütün kuşlar vefasız, mevsim artık sonbahar” Evet, mevsimler sonbaharı, aylar mutsuzluğu, saatler ise hızla yalnızlığı gösteriyor. Yere düşen her kuru yaprak gibi çaresizliği ve yalnızlığı……. narintenekeci@hotmail.com