Gecenin kör karanlığında sokaklarda yalnız başına gezerken, uçsuz bucaksız yolu takip etti yaşlı ve hasta adam. Perişan bir halde yürüdü bu boş sokakları. Saçlarına aklar düşmüş, yorgun ve bitkindi. Bu yaşlı adamın belli ki aradığı bir şeyler vardı bu sokaklarda. Yorgun ayaklarıyla zorla yürürken, derin düşüncelere daldı. Bu sokakta ne işi vardı, bulmaya çalışıyordu. Sararmış parmaklarının arasındaki tek dostu sigarasından bir nefes daha çekti. Sokak lambalarının aydınlattığı bu yolları uzun uzun yürüdü, yorulmuştu, esen rüzgârın hızını kesercesine kaldırdı ceketinin yakalarını yukarıya kulaklarına doğru. Ayakları onun bu yorgun ve hasta bedenini taşıyamadı, duvarlar onu boğarcasına üstüne gelmeye başlamıştı, usulca bir kaldırımın kenarına oturdu. Yıllar içinden çok şeyi alıp götürmüştü. Baygın gözleriyle dalıp gitti uzaklara. Çok isterdi o anda aylar önce kaybettiği hayat arkadaşının da yanında olmasını. Yıllar önce buralardan uzaklara çalışmak için gitmişti. Tek isteği iki çocuğuna iyi bir eğitim ve gelecek sağlamaktı. Yıllarca durmadan dinlenmeden çalıştı, amacına ulaştı. Çocuklarını okuttu ve evlendirdi. İş kurmaları için sermaye verdi. Baba yüreği onların üzülmesine dayanamıyordu. Onları her gün arıyor, zor durumlarında yardıma koşuyordu. Uzun ve tempolu iş hayatının sonunda emekli olmuştu, yaşlı ve yorgun düşmüştü bu beden artık. Emekli maaşı sadece kendine ve ilaçlarına yetiyordu. Paranın kaynağı kesilince çocukları telefonlarına çıkmıyordu bu yaşlı adamın, ulaşamıyordu onlara, kısacası eskilerin değimiyle baba bir bağ bağışlamıştı onlara ama evlatları bırakın bir salkım üzümü bir üzüm tanesini bile çok görmüşlerdi babalarına. Çocuklarından hiçbir beklentisi yoktu, sadece sevgi istiyordu, zor değildi, yalanda olsa bir ilgi bekliyordu. Yaşamı boyunca çocuklarına gösterdiği şefkatin minik bir kısmını istiyordu. Mutluluk az da olsa onun da hakkıydı. Belli ki çocukları bu adamı istemiyordu, yılların vermiş olduğu sahte mutluluklarla avunan bu koca çınar yalnızdı artık. Mağrur ve gururluydu, onları daha fazla rahatsız etmek istemiyordu artık. Koca bir ağaçtı, yaprakları birer birer dökülüyordu, düşen her yaprak gibi umutları da tükeniyordu, savrulan yapraklarını toplamak için rüzgârı durduramıyordu. Üzüntüsü zehirli bir sarmaşık gibi gövdesini sarmıştı. Çatırdamaya başlayan dalları kırılmadan oralardan uzaklaşmak istedi. Dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkânı misali, ayakları onu elli sene önce ayrıldığı sokaklara sürüklemişti. Bu sokaklarda aradığı şeyin ne olduğunu anlamıştı sonunda. Avazının çıktığı kadar bağırmak istedi ama yapamadı, sesi soluğu kesilmişti sanki sadece kısık bir sesle, alacaklı gibi, yalvarırcasına sokaklara sordu, “Ne olur bana çocukluğumu ve gençliğimi geri verin” son isteğiydi bu eski sokağından. Geçmişinden kaçanların aksine eski günlerini arıyordu. Bu yorgun, bitkin ve hasta adam, puslu, kasvetli ve boş sokaklarda aradığını bulamadı. Hayatının en güzel günlerini geçirdiği bu dar sokaklar cevap veremedi bu yaşlı adama, sessiz kaldılar. Ayaklandı yaşlı adam, kalkamadı kalbine yenik düştü, oracığa yığıldı kaldı, acımasız hayat ona son bir şans vermedi. Duvarlar ve kaldırımlar Elveda Koca Çınar der gibi sessiz kaldılar. Bu sessizliği gecenin sabahında acı bir siren sesi bozdu. Anne ve babalar yaşlanınca Allah’ın bizlere emaneti olurlar. Bu emanetlere iyi bakmak, korumak bizim görevimiz. Bunu unutmayın. Başta dünyalar iyisi, canım babam olmak üzere bütün babaların “Babalar Günü” kutlu olsun. Yazıma son verirken, evlatlarını kaybeden şehit babalarının ve babalarını kaybeden bütün evlatların da babalar gününü kutluyorum. narintenekeci@hotmail.com