Her sene, her gün bir kâinat ölür, bir tazesi yerine gelir...
Hem bil ki, her yeni gün, sana, hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır.
EÄŸer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümâtlı ve periÅŸan bir halde gider.
Sekizinci Kelime:
“Ve Hüve Hayyun Lâyemut”tur [O ezelî ve ebedi hayat sahibidir]. Bundaki hüccete gayet kısa bir iÅŸaret ÅŸudur:
Meselâ, nasıl, gündüzde, çalkalanan bir deniz yüzünde ve akan bir nehir üstündeki kabarcıklarda görünen güneÅŸçikler gitmeleriyle arkalarından gelen yeni kabarcıklar, aynen gidenler gibi güneÅŸçikleri gösterip gökteki güneÅŸe iÅŸaret ve ÅŸahadet ederler ve zeval ve vefatlarıyla bir daimî güneÅŸin mevcudiyetine ve bekasına delâlet ederler; aynen öyle de,
her vakit deÄŸiÅŸen kâinat denizinin yüzünde ve tazelenen hadsiz fezasında ve zerrat tarlasında, bütün hadisatı ve fani mevcudatı kucağına alarak beraber çalkalanan zaman nehrinin içinde, mahlûkat mütemadiyen sür’atle akıp gidiyorlar, zahirî sebepleriyle beraber vefat ediyorlar, her sene, her gün bir kâinat ölür, bir tazesi yerine gelir ve zerrat tarlasında mütemadiyen seyyar dünyalar ve seyyal âlemler mahsülatı alındığından,
elbette, kabarcıklar ve güneÅŸçikler zevalleriyle daimî bir güneÅŸi gösterdikleri gibi, o hadsiz mahlûkat ve mahsülâtın vefatları ve zahirî sebepleriyle beraber kemal-i intizamla terhisleri, gündüz gibi ÅŸüphesiz, güneÅŸ gibi zahir bir kat’iyette,
“Bir Hayy-ı Layemut’un, bir Åžems-i Sermedî’nin, bir Hallâk-ı Bakî’nin ve bir Kumandan-ı Akdes’in vücub-u vücudu ve vahdeti ve mevcudiyeti, kâinatın mevcudiyetinden bin derece zahir ve kat’îdir” diye, bütün mevcudat, ayrı ayrı ve beraber ÅŸehadet ederler.
İşte, kâinatı dolduran bu yüksek sesleri ve kuvvetli ÅŸehadetleri iÅŸitmeyen ve kulak vermeyen, ne derece sağır ve ahmak ve cani olduÄŸunu elbette anladınız.
Åžuâlar, On BeÅŸinci Åžuâ, s. 940
HER YENİ GÜN, YENİ ÂLEMİN KAPISIDIR
Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise, senin elinde senet yok ki, ona mâliksin. Öyle ise, hakikî ömrünü bulunduÄŸun gün bil.
Lâakal, günün bir saatini ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbâl için teÅŸkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccâdeye at.
Hem bil ki, her yeni gün, sana, hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır. EÄŸer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümâtlı ve periÅŸan bir halde gider. Senin aleyhinde âlem-i misâlde ÅŸehâdet eder.
Zîrâ herkesin, her günde, ÅŸu âlemden, bir mahsus âlemi var. Hem o âlemin keyfiyeti o adamın kalbine ve ameline tâbidir. Nasıl ki aynanda görünen muhteÅŸem bir saray, aynanın rengine bakar. Siyah ise, siyah görünür; kırmızı ise, kırmızı görünür.
Hem, onun keyfiyetine bakar; o ayna ÅŸiÅŸesi düzgün ise sarayı güzel gösterir, düzgün deÄŸil ise çirkin gösterir. En nâzik ÅŸeyleri kaba gösterdiÄŸi misillü, sen kalbinle, aklınla, amelinle, gönlünle kendi âleminin ÅŸeklini deÄŸiÅŸtirirsin; ya aleyhinde, ya lehinde ÅŸehâdet ettirebilirsin.
EÄŸer namazı kılsan, o namazın ile, o âlemin Sâni-i Zülcelâline müteveccih olsan, birden sana bakan âlemin tenevvür eder. Âdetâ, namazın, bir elektrik lâmbası ve namaza niyetin, onun düÄŸmesine dokunması gibi o âlemin zulümâtını dağıtır.
Ve o herc ü merc-i dünyeviyedeki karma karışık periÅŸâniyet içindeki tebeddülât ve harekât, hikmetli bir intizam ve mânidar bir kitâbet-i kudret olduÄŸunu gösterir, “Allah göklerin ve yerin nurudur” (Nur Sûresi: 35.) âyet-i pürenvârından bir nuru senin kalbine serper. Senin o günkü âlemini, o nurun in’ikâsıyla ışıklandırır.
Senin lehinde nurâniyetle ÅŸehâdet ettirir.
Sözler, s. 246, yeni tanzim, s. 431