Kâ’b bin Mâlik’in (ra) tövbesi


Bu makale 2014-11-12 09:17:41 eklenmiş ve 1680 kez görüntülenmiştir.
Fatih Urfavi

HÜSN-Ü ZAN, BİLMEKTEN DAHA İYİDİR

EÄŸer kalbimizde günahtan dolayı hüzün oluÅŸmuÅŸsa, üzüntü hissediyorsak, piÅŸmanlık duygusu gözlerimizi karartmaya ve yaÅŸartmaya baÅŸlamışsa, biz makbul bir tövbe için gerekli adımı zaten atmışız demektir. Geriye tövbemizi tamamlamak kalıyor.

Tövbemizi tamamlamak için: 1- Günahımıza gerçekten piÅŸman olmalıyız. 2- Elimizden geldiÄŸince tövbemize baÄŸlı yaÅŸamalıyız. 3- Farz ibadetlere derhal baÅŸlamalıyız ve mümkün mertebe farzlarda eksik bırakmamalıyız. 4- Üzerimizde kul hakkı varsa ödemeli ve helâlleÅŸmeliyiz. 5- Allah korkusu olan kimselerle oturup kalkmalıyız. 6- Allah korkusu olmayan kimselerle düÅŸüp kalkmaktan sakınmalıyız.

Bu davranışları baÅŸardığımız gün, tövbemizin makbul sayıldığı ve Allah tarafından kabul edildiÄŸimiz konusunda hüsn-ü zan edebiliriz. Artık makbul sayılmanın da ÅŸükrünü eda niyetiyle, mümkün mertebe takva içinde yaÅŸamaya devam etmeliyiz.

KÂ’B BİN MÂLİK’İN (RA) TÖVBESİ

Makbul bir tövbeye mazhar olan mümtaz Sahabelerden Kâ’b bin Malik’in (ra) tövbesini izleyelim:

Ka’b bin Malik (ra) ile birlikte üç sahabî Tebük seferi ile ilgili Peygamber Efendimizin (asm) çaÄŸrısına her nasılsa zamanında katılmamışlar, geri kalmışlardı. Daha sonra arkadan askere yetiÅŸmekte de geç kaldılar ve nihayet kadın, çoluk, çocuk, yaÅŸlı ve orada burada birkaç münafıkla birlikte Medine’de kalıverdiler. Peygamber Efendimiz de (asm) , haklarında Allah’ın emri ve hükmü gelinceye kadar, özrü olmadığı halde Tebük seferinden geri kalan, fakat doÄŸru sözlü olmaktan da çekinmeyen Kâ’b bin Malik de (ra) dâhil üç sahabî ile Müslümanların konuÅŸmasını yasakladı. Müslümanlar, söz konusu sahabelerle konuÅŸmaktan çekindiler. Peygamber Efendimizin (asm) bu ÅŸiddetli kararı, Kâ’b bin Malik’i ve iki arkadaşını (ra) çok derin üzüntüye ve gözyaÅŸlarına boÄŸdu. Adeta dünyaları baÅŸlarına yıkıldı. Tövbe etmeye baÅŸladılar. Allah’tan af bekliyorlardı. Allah’ın hükmü geciktikçe de, her geçen gün dehÅŸetli bir kâbus, her geçen dakika dayanılmaz bir ıztırap yaÅŸadılar. Her üç sahabenin de gözyaÅŸları sel olup aktı.

ELLİ GÜN SONRA GELEN MAÄžFİRET

Elli gün böyle gözyaÅŸlarıyla, piÅŸmanlıkla ve tövbe ile geçti. Nihayet ellinci gün, sabah namazından sonra o ebedî müjde geldi.

Kâ’b bin Mâlik’i (ra) dinleyelim:

“İşte tam bu sırada Seli’ dağı üzerinden birisinin, en yüksek sesiyle:

‘-Yâ Kâ’b bin Mâlik! Müjde!’ diye olanca kuvvetiyle bağırdığını iÅŸittim. Hemen secdeye kapandım.

MeÄŸer ellinci günün sabah namazından sonra Resûlullah (asm), Allah’ın bizim tövbemizi kabul ettiÄŸini ilân etmiÅŸ de halk bize müjdelemeye koÅŸmuÅŸ! ArkadaÅŸlarım tarafına da bir takım müjdeciler gitmiÅŸler. Bana da müjdelemek için Zübeyir bin Avvâm kısrağını sürmüÅŸ. Eslem kabilesinden bir koÅŸucu olan Hamza bin Amr da koÅŸup Seli’ dağının üstüne çıkmış ve bunun sesi bana kısraktan daha çabuk gelmiÅŸti.

“Müjdeci bana gelince, üzerimdeki iki elbisemi çıkarıp müjdelik olarak ona giydirdim! Vallâhi o gün, bundan baÅŸka elbisem yoktu! Kendim Ebû Katâde’den emanet iki elbise aldım ve giydim. Hemen Resûlullah’a (asm) koÅŸtum.

“Halk bölük bölük beni karşılıyorlar, tövbemin kabulünü tebrik ediyorlardı. Bana:

‘-Allah’ın tövbeni kabulünü tebrik ederiz!’ diyorlardı.

“Mescide girdim. Resûlullah (asm) mescidde oturuyordu. Etrafında halk yer almıştı. Talha bin Ubeydullah (ra) ayaÄŸa kalktı, koÅŸarak geldi, benimle musâfaha yaptı ve beni tebrik etti.

ALLAH TARAFINDAN BAÄžIÅžLANMA MÜJDESİ

“Resûlullah’a (asm) selâm verdim. Resûlullah’ın (asm) mübarek yüzü sevincinden parlıyordu. Bana:

‘-Annenin seni doÄŸurduÄŸu günden beri geçen günlerin en hayırlısı olan bir günün hayır ve saadeti ile sana müjdeler olsun!’ buyurdu. Ben:

‘-Ya Resûlallah! Bu müjde senin tarafından mı? Allah tarafından mı?’ dedim.

Resul-i Kibriya Efendimiz (asm):

‘-Hayır! DoÄŸrudan doÄŸruya Allah tarafından!’ buyurdu.

“Resûlullah (asm) sevindiÄŸi zaman mübarek yüzü bir ay parçası gibi parlardı. Biz de onun (asm) bu sevimli simasından, sevinçli bir vahiy geldiÄŸini anlardık. Resûlullah’a (asm):

‘-Yâ Resûlallah! Allah’a ve Resulüne teslim edilmiÅŸ halis bir sadaka olmak üzere, tövbemin kabulü karşılığında bir ÅŸükür ve teÅŸekkür olarak, malımın tamamından sıyrılıp çıkacağım!’ dedim.

Resûlullah (asm):

‘-Malının bir kısmını kendine koy! Bu senin için daha hayırlıdır’ buyurdu. Ben de:

‘-Åžu Hayber’deki hissemi alıkoyayım. Ya Resûlallah! Allah beni bu badireden ancak doÄŸruluÄŸumla kurtardı. Hayatta kaldıkça doÄŸru söylemek de tövbemin tamamıdır!’ dedim.”1

Dipnot:
1- Müslim, Tevbe, 9.

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 â€¹ 
 â€º 
Özurfahaber
© Copyright 2021 Gazi Soft. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
EÄŸitim Haberleri
DÜNYA