Allah’ı sevmek, Habibullaha(asm) tâbi olmakla olur


Bu makale 2019-11-12 10:22:48 eklenmiş ve 1001 kez görüntülenmiştir.
Fatih Urfavi

Cenâb-ı Hakk’a iman eden, elbette O’na itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bilâÅŸüphe, Habibullahın gösterdiÄŸi ve takip ettiÄŸi yoldur.

BeÅŸinci Nükte

 

“De ki: EÄŸer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” [Âl-i İmran Sûresi: 31] âyet-i azîmesi, ittiba-ı sünnet ne kadar mühim ve lâzım olduÄŸunu pek kat’î bir surette ilân ediyor. Evet, ÅŸu âyet-i kerîme, kıyasat-ı mantıkıye içinde kıyas-ı istisnaî kısmının en kuvvetli ve kat’î bir kıyasıdır.

 

Åžöyle ki: Nasıl mantıkça kıyas-ı istisnaî misali olarak deniliyor: “EÄŸer güneÅŸ çıksa, gündüz olacak.”

 

Müsbet netice için denilir: “GüneÅŸ çıktı. Öyle ise netice veriyor ki ÅŸimdi gündüzdür.”

 

Menfî netice için deniliyor: “Gündüz yok. Öyle ise netice veriyor ki güneÅŸ çıkmamış.” Mantıkça, bu müsbet ve menfî iki netice kat’îdirler.

 

Aynen böyle de, ÅŸu âyet-i kerîme der ki: “EÄŸer Allah’a muhabbetiniz varsa, Habibullaha ittiba edilecek. İttiba edilmezse, netice veriyor ki Allah’a muhabbetiniz yoktur. Muhabbetullah varsa, netice verir ki Habibullahın Sünnet-i Seniyyesine ittibaı intâc eder.”

 

Evet, Cenâb-ı Hakk’a iman eden, elbette O’na itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bilâÅŸüphe, Habibullahın gösterdiÄŸi ve takip ettiÄŸi yoldur.

 

Evet, bu kâinatı bu derece in’amat ile dolduran Zat-ı Kerîm-i Zülcemâl, zîÅŸuurlardan o nimetlere karşı ÅŸükür istemesi, zarurî ve bedihîdir. Hem bu kâinatı bu kadar mu’cizat-ı san’atla tezyin eden o Zat-ı Hakîm-i Zülcelâl, elbette bilbedahe, zîÅŸuurlar içinde en mümtaz birisini Kendine muhatap ve tercüman ve ibadına mübelliÄŸ ve imam yapacaktır. Hem bu kâinatı had ve hesaba gelmez tecelliyat-ı cemâl ve kemâlâtına mazhar eden o Zat-ı Cemîl-i Zülkemâl, elbette bilbedahe, sevdiÄŸi ve izharını istediÄŸi cemâl ve kemâl ve esma ve san’atının en cami’ ve en mükemmel mikyas ve medarı olan bir zata, her halde en ekmel bir vaziyet-i ubudiyeti verecek ve onun vaziyetini sairlerine numune-i imtisal edip, herkesi onun ittibaına sevk edecek. Tâ ki o güzel vaziyeti baÅŸkalarında da görünsün.

 

Elhâsıl: Muhabbetullah, Sünnet-i Seniyyenin ittibaını istilzam edip intâc ediyor. Ne mutlu o kimseye ki Sünnet-i Seniyyeye ittibaından hissesi ziyade ola. Veyl o kimseye ki Sünnet-i Seniyyeyi takdir etmeyip bid’alara giriyor.

 

Lem’alar, On Birinci Lem’a, s. 131

LÛ­GAT­ÇE:

 

âyet-i azîme: Büyük ve azametli âyet.

 

bedihî: Açık, aÅŸikâr.

 

bilâÅŸüphe: Åžüphesiz.

 

bilbedahe: Açıktan, aÅŸikâr olarak.

 

Habibullah: Allah’ın sevgilisi, Hz. Muhammed (asm).

 

ibad: Kullar.

 

in’amat: Nimet vermeler, ihsanlar.

 

intâc etmek: Netice vermek.

 

istilzam etmek: Gerektirmek.

 

ittiba-ı sünnet: Peygamberimizin (asm) sünnetine uyma.

 

kıyas-ı istisnaî: Neticesi veya tersi bizzat kendi içerisinde zikredilen kıyas ÅŸekli.

 

kıyasat-ı mantıkıye: Mantık kıyasları.

 

medar: Sebep, vasıta, vesile.

 

mu’cizat-ı san’at: San’at mu’cizeleri.

 

muhabbetullah: Allah sevgisi.

 

tezyin: Süsleme, ziynetlendirme.

 

vaziyet-i ubudiyet: Kulluk, ibadet vaziyeti.

 

veyl: Yazıklar olsun.

 

Zat-ı Kerîm-i Zülcemal: Sonsuz güzellik sahibi, kerîm ve cömert olan zat, Cenab-ı Hak.

 

zîÅŸuur: Åžuur sahibi.

Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 â€¹ 
 â€º 
Özurfahaber
© Copyright 2021 Gazi Soft. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
EÄŸitim Haberleri
DÜNYA