Asâkire Hitap
Ey asâkir-i muvahhidîn! Fahr-i Âlemin (aleyhissalâtü vesselâm) fermanını size tebliÄŸ ediyorum ki, ÅŸeriat dairesinde ulülemre itaat farzdır. Ulülemriniz ve üstadlarınız, zabitlerinizdir. Askerlik ocağı cesîm ve muntazam bir fabrikaya benzer. Çarkların biri intizam ve itaatte serkeÅŸlik etmekle, bütün fabrika hercümerc olur.
Sizin o muntazam ve kuvvetli fabrika-i askeriyeniz, otuz milyon Osmanlı ve üç yüz milyon nüfus-u İslâmiyenin nokta-i istinadı ve mâden-i istimdadıdır.
Sizin iki müthiÅŸ istibdadı kansız ve def’aten öldürmeniz harikulâde olduÄŸundan ve ÅŸeriat-ı garrânın iki mu’cize-i garrâsını izhar ettiÄŸinizden, zaifü’l-akide olanlara hamiyet-i İslâmiyenin kuvvetini ve ÅŸeriatın kudsiyetini iki bürhan ile izhar eylediniz. Bu iki inkılâbın pahasına binler ÅŸehit verseydik, ucuz sayacaktık. Lâkin itaatinizden binde bir cüz’ü feda olunsa, bize pek çok pahalı düÅŸer. Zira itaatinizin tenakusu, ukde-i hayatiye veya hararet-i gariziyenin tenakusu gibi, mevti intâc eder.
Tarih-i âlem serâpâ ÅŸehadet ediyor ki, asker neferatının siyasete müdahaleleri devletçe ve milletçe müthiÅŸ zararları intaç etmiÅŸtir. Elbette hamiyet-i İslâmiyeniz böyle sizi uhdenizde olan hayat-ı İslâmiyeye zarar verecek noktalardan men edecektir. Siyaset düÅŸünenler, sizin kuvve-i müfekkireniz hükmünde olan zabitleriniz ve ulülemirlerinizdir.
Bazen zarar zannettiÄŸiniz ÅŸey, siyaseten büyük zararı def ettiÄŸi için ayn-ı maslahat olduÄŸundan, zabitleriniz tecrübeleri hasebiyle görüyor ve size emir veriyor. Sizde de tereddüt câiz deÄŸildir. Ef’âl-i hususiye-i nâmeÅŸrua, san’attaki meharet ve hazakate münafi deÄŸildir ve san’atı menfur etmez. Nasıl ki bir tabib-i hâzık ve bir mühendis-i mâhirin nâmeÅŸrû harekâtı için, onların tıp ve hendeselerinden mani-i istifade olamaz. Kezalik, fenn-i harpte tecrübeli ve o san’atta mahir ve hamiyet-i İslâmiye ile münevverü’l-fikir zabitlerinizin bazılarının cüz’î nâmeÅŸrû harekâtı için itaatinize halel vermeyiniz. Zira fenn-i harp mühim bir san’attır. Hem de sizin kıyamınız, ÅŸeriat-ı garrâ, yed-i beyzâ-i Mûsâ gibi, sâir sebeb-i tefrika ve teÅŸettüt-ü efkâr olan cemiyetleri bel’ etti. Sahirleri de secdeye mecbur eyledi. Harekâtınız bu inkılâbda ilâç gibiydi ki, fazla olsa zehre münkalib olur. Ve hayat-ı İslâmiyeyi fena bir hastalığa hedef eder. Hem de himmetinizle bizdeki istibdat ÅŸimdilik mahvoldu. Lâkin, terakkiler için Avrupa’nın istibdâd-ı mânevisi altındayız. Nihayet derecede ihtiyat ve itidal lâzımdır.
YaÅŸasın ÅŸeriat-ı garrâ! YaÅŸasın askerler!
Hutbe-i Åžamiye, s. 114
***
Biliniz ki, asker ocağı cesîm ve muntazam bir fabrikaya benzer. Bir çark itaatsizlik etse, bütün fabrika hercümerc olur. Asker neferatı siyasete karışmaz. Yeniçeriler ÅŸahittir.
Divân-ı Harb-i Örfî, s. 33-35
LÛGATÇE:
asâkir-i muvahhidîn: Tevhid ehli, Allah’ın birliÄŸine inanmış askerler.
Fahr-i Âlemin: Âlemlerin övüncü, âlemlerin kendisiyle övündüÄŸü Peygamberimiz (asm).
ulülemr: Emir sahipleri, idare edenler.
hercümerc: Karışıklık, karmakarışık olma.
mâden-i istimdad: Yardım kaynağı.
istibdad: Baskı.
zaifü’l-akide: İnanç zayıflığı.